Metin Uca "Alışmadık Gözde Lens Durmaz": 41 Yılın Laneti

Alışmadık Gözde Lens Durmaz - 41 Yılın laneti


 

Alışmadık Gözde Lens Durmaz 1.5 yıl önce çıktığında Çernobil’in bilmediğimiz öyküsü vardı. Ne zaman ki HBO’da dizi oldu, yer yerinden oynadı. Bakın bakalım biz 1.5 yıl önce bu ihmaller zincirini nerelere bağlayarak yazmışız. Senaryoyla hayatın çakışmasını nerelerde yakalamışız.
 

Uzun kahverengi masalarda yeşil kaplı top secret dosyalar elden ele dolaşmış, sivil Japonların en çok dışarıda olduğu saat sabah sekiz ve sonrası olarak saptanmıştı. Böyle rezilce detaylara dikkat edenler Osaka ve Tokyo’nun üstünü çizmiş, ilk sıraya Hiroşima yerleşmişti. Zaman su gibi akmış, dosyalar kapanmış, artık eller sıkılmıştı. 1945 yılının açık bir Ağustos gecesinde uzak bir havaalanı pistinde sabaha karşı 01.27’de pırıl pırıl parlayan bir B29 kokpit camının hemen altındaki pırıltılı Enola Gay yazısıyla havalanmak için taksiye başlamıştı. Uçuş ekibinden sadece bomba uzmanı içerideki sessiz, soğuk 3 metrelik Little Boy yazılı ürkütücü bombanın gücü hakkında bir şeyler duymuştu. Ama ekibin tamamı uçuş planı dışında bir şey bilmiyordu. Hiçbir şeyden haberdar olmayanlar, insanlık tarihini değiştirecek büyük utancın izini yıllar sonra yaşayacak olanlar sadece Enola Gay personeli değildi. Hemen 20 dakika sonra sadece hava fotoğrafı çekmek için havalanan Necessary Evil ve bombanın gücünü ölçmek için havalanan Great Artist uçağının personeli de aynı gecenin karanlığında olacak büyük yıkımı, yok oluşu bilmeden uçuşa başlıyordu. 


Başka bir yerde tam 41 yıl sonra...


26 Nisan 1986. Saat: 00.23. 26 yaşındaki kontrol mühendisi Lenoid Toptunov sakin, kararlı ama heyecanlıydı. Yanındaki vardiya şefi Alexander Akimov da öyle. Kiev yakınlarında Pripyat kenti gecenin sessizliğine bürünmüştü. 4 numaralı reaktörün kontrol odasında sistem testi için sessizlik hâkimdi. Otomatik regülatörler kapatılmış, enerji alabildiğine düşürülmüştü. Ancak Sovyetler Birliği’nin en iyi nükleer mühendislerinden biri olan yardımcı başmühendis Anatoly Dyatlov’un düşürülecek limit konusunda ve yaratacağı yüksek reaktör dengesizliği konusunda itirazları vardı.

41 yıl önce bir yerlerde...

Sabah 07.00’ye yaklaşıyordu. Enola Gay’den önce kalkmış olan Straight Flush havanın açık olduğunu, bombalama için hiçbir engel olmadığını söylüyordu. 08.09’da Enola Gay Hiroşima üzerindeydi. Sekizi on geçe Japon ileri gözlemevinden hava ikazı duyuldu. Tam o esnada Enola Gay’deki görevli bombacı, Little Boy üzerindeki yeşil bujiyi çıkarıp yerine çoktan kırmızı patlama bujisini takmıştı. 08.12’de Enola Gay’in navigatörü 9632 metrede sabitlemeyi gerçekleştirdi. 08.13’te Japon Hava Savunma Sistemi tarafından diğer uçaklar da fark edildi ve acil savunma talebi iletildi. 08.15’te Enola Gay’in kapakları açıldı, Little Boy yeni aydınlanan kentin üstüne doğru hızla alçalmaya başladı.

41 yıl sonra başka bir yerde...

Enerjisi çok hızlı düşüşteydi. Rus bilimadamları düşman saldırısı ve güç kaynağı iptalinde santralin neler yaşayacağını görmek istiyordu. 00.40’ta 4 numaralı reaktör tamamen durmuştu. Dyatlov reaktörün tekrar çalışır duruma geçmesi emrini verdi. 1661 uranyum dolu yakıt çubuğu suyun içine doğru girmeye başladı. 5 dakika içerisinde enerji arttı. Ama 7 dakika sonra 00.52’de başka bir alarm çaldı. Su eksiği uyarısı veriyordu reaktör. Sadece 40 saniye susuz kalan reaktörde jeneratörler devreye girecekti. Buhar basıncı inanılmaz artıyordu. Bir anda reaktörün 1.016 tonluk kapağı büyük bir patlamayla yerden metrelerce yukarıya fırladı.

41 yıl önce başka bir yerde...

Shima Hastanesi ve yanındaki Hiroşima Sergi Salonu sessiz sakin bir ağustos günü yaşıyordu. Sadece bir ıslık sesi duyuldu. Birkaç saniye sürdü. Kafalarını kaldıranlar toza dönüşürken yere 600 metre kala dünyanın ilk nükleer bombasının patladığını elbette bilmiyorlardı. Sıcaklık bir anda 4 bin derece olmuş, alevin 12 kilometreye ulaşması sadece 30 saniye sürmüştü. Hiçbir canlı kalmamıştı. Hepimizin bildiği mantar bulutunu ancak ilk aşamada ölemeyenler 8 dakika sonra görebileceklerdi. 08.15’te tüm saatler durmuş, 66 bin kişi anında toz olmuştu.

41 yıl sonra başka bir yerde...

Reaktördeki patlamayla herkes yerlere savrulmuş, ayağa kalkanlar patlama ve yangının boyutlarını görünce korkudan donmuş kalmışlardı. İlk alarmda birkaç dakika içerisinde önce itfaiyeciler koşturdular. Hiçbiri birkaç gün içerisinde sağ kalmayacaktı. Havadaki radyasyon bulutu dakikalar içerisinde kentin ve yandaki askeri birliğin üzerine çöküyordu. Uykudan kaldırılıp gelen ve hızla havalanan 30’dan fazla helikopterdeki havacılar da sabaha kadar tonlarca kurşun ve kum atarken yine korunmasız giysilerle ve yine birkaç ay içerisinde tamamının ölebileceğini bilmedikleri yoğunluktaki radyasyon bulutu altında çalışıyordu. Hemen yandaki kentte çoğu reaktörde çalışanların aileleri kulakları sağır eden o büyük kör edici patlama sonrası şok içindeydi. Yoğun bir radyasyon altında eşlerine, yakınlarına ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Ama telefonlar çalışmıyordu. Her yer karanlığa gömülmüş, sadece santralin uzaktaki yangını kenti aydınlatır haldeydi. Pis, ağır bir hava kentin üstüne çökmüştü. Eğer reaktörün temelinde bir erime olursa felaket inanılmaz boyutlara ulaşacaktı. İlk şaşkınlığı atınca mühendisler reaktörün temelinde delik açılmasını engellemek istediler. Bu kez kaldırılan 400’e yakın madenci apar topar sabaha karşı santral alanına getirildiler. Yine korunmasız giysiler ve basit gaz maskeleriyle 168 metrelik bir tünel için çalışmaya başlıyorlardı. Yine birkaç ay içerisinde derileri düşüp damarları dışarı çıkarak korkunç bir ölümü yaşayacaklarını bilmeden.

41 yıl önce başka bir yerde...

Hiroşima’daki patlamanın 250 metre uzağında, banka merdivenlerinde çok sonra bir iz bulunacaktı. Yanan bir insanın kalıntılarının merdiven üzerinde bıraktığı siyah bir leke. Kimse bilmeyecekti ne onun ne de Nâzım’ın şiirindeki kız çocuğunun kim olduğunu.
,
41 yıl sonra başka bir yerde...

İlk iki gün, önce santral yönetimi ve yerel idareciler, sonra Sovyet yöneticiler Hiroşima’dan 100 kat güçlü patlamayı herkesten saklamıştı. Bu arada yangın ve radyoaktif etkileme içeride devam ediyordu. Pripyat kentini üç gün sonra boşaltmaya, 350 bin insanı uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Ama artık çok geçti. Üç gün boyunca müdahale eden 200 bini aşkın acil müdahale çalışanından 3.940’ı bir hafta içinde ölüyordu. Polis, helikopter pilotu, işçi, çocuk ayrımı yapmıyordu radyasyon. Ve o günün yoğun radyasyonu yıllar sonra 2017’de 428 bini çocuk, 2,4 milyon Ukraynalı’nın sağlık problemi yaşamasına neden olacaktı.

41 yıl önce yeni silah denemek, Rusların Japonlarla anlaşmasını sabote etmek... Adı her ne olursa olsun Hiroşima’da işlenen insanlık suçu 41 yıl sonra aynı gücün teknoloji için kullanımında da insanları kıyıma uğratıyordu.

Nazım’ın “Japon Balıkçısı” şiirindeki "Balık tuttuk yiyen ölür / birden değil, ağır ağır/ etleri çürür, dağılır / balık tuttuk yiyen ölür" dizeleri bu kez bir teknoloji devi Sovyetleri dünyadaki yeni nükleer sorunların merkezi haline getiriyordu. 41 yıl önce anında buhar olan Japon çocuklar, 41 yıl sonra tiroit kanseriyle, radyasyonla kirlenmiş oyuncakları bir müzede sergilenen 4 bini aşkın kurban çocuğa dönüşüyor, aynı kaderi, acıyı paylaşıyordu.

Peki, 1986’dan 41 yıl sonra bunlara benzer bir dramı yaşamayacağımızı kim nasıl garanti ediyordu?! Hiroşima ve Nagasaki’nin her yıldönümünde sadece bulutlar nedeniyle bombalanmaktan vazgeçilen Kokura kentinin şansı dışında elimizde hiçbir güç olmayacak mı? Bunca acıya rağmen inatla nükleer enerji, hele bizimki gibi denetimin Allah’a havale edildiği bir ülkede tehlike oluşturmayacak mı?